I. Dünya Savaşı sonunda Anadolu‟nun, İtilaf devletlerince işgali üzerine öz vatanını ve bağımsızlığını
kaybetme tehlikesiyle yüzleşen Türk halkı, vatanını ve bağımsızlığını kurtarmak adına bir kurtuluş mücadelesi vermek
zorunda kalmıştır. Türk halkı, bu mücadeleyi kazansa da karşılığında maddi ve beşeri anlamında büyük bedeller
ödemek zorunda kalmıştır. Bu mücadele sonunda Osmanlı İmparatorluğu tasfiye edilmiş yerine ulus temelli yeni bir
Türk devleti kurulmuştur. Türk halkının bu mücadelesinde yüzlerce yıl birlikte yaşadığı Anadolu Rum halkı da
işgalcilerle işbirliği yapmış, bu ihanet Türkler ve Rumların bir arada yaşama imkânını ortadan kaldırmıştır. Türkiye
Cumhuriyeti Devleti, hem ulus devlet tasavvurunu hayata geçirmek hem de tarihsel kökeni uzun bir geçmişe uzanan,
Milli Mücadele sonunda ciddi güvenlik endişelerine neden olan sorunu diplomasi yoluyla halletmeye karar vermiştir.
Sorunun çözümünü Türkiye Rumları ile Yunan vatandaşı Türklerin karşılıklı yer değiştirmesinde gören Türkiye, Lozan
müzakerelerinde Yunanistan‟dan gelen öneriye olumlu yaklaşmıştır. 30 Ocak 1923 Tarihinde imzalanan Lozan
Antlaşması‟nda Türkiye‟deki Rumların ve Yunanistan‟daki Türklerin karşılıklı mübadele edilmesine karar verilmiştir.
Karar gereği 1923-1933 yılları arası yüzbinlerce Türk ve Rum karşılıklı mübadele edilmişlerdir. Mübadele sürecinin
hızlı gelişmesi, her iki ülkenin de savaştan yeni çıkmış ve mali anlamda zayıf durumda olmaları nakil ve yeniden iskân
süreçlerinde mübadilleri ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakmıştır. Tarihin en büyük göç hareketlerinden birisi olan
Türk-Rum mübadelesi esnasında hem Türkler hem de Rumların nakil ve nakil sonrası iaşe, barınma, iskân konularında
maruz kaldıkları zorluklar hakkında çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların mübadele sürecinde
yaşananları tam anlamıyla aydınlattığı söylenemez. Amasya vilayeti özelinde yapılacak bu çalışma ile önce Türk
mübadillerin mübadele ve iskân sürecinde maruz kaldıkları zorlukların ortaya konulması, Amasya örneğinden hareketle
de mübadele sürecinde yaşananlar hakkında genel bir fikir verilmesi amaçlanmıştır. Çalışma esnasında arşiv belgeleri
yanında araştırma eserlerden de istifade edilmiştir.
Faced with the danger of losing their homeland and independence after the occupation of Anatolia by the Allied Powers
at the end of World War I, the Turkish people had to wage a liberation struggle to save their homeland and
independence. Even if the Turkish nation wins this struggle, it will have to pay great prices in terms of material and
human resources. At the end of this struggle, the Ottoman Empire was liquidated and a new nation-based Turkish state
was established. In this struggle of the Turkish people, the Anatolian Greek people, with whom they lived together for
hundreds of years, also cooperated with the invaders, and this betrayal eliminated the possibility of Turks and Greeks
living together. The Republic of Turkey has decided to both implement the nation-state concept and solve the problem,
which has a long historical origin and caused serious security concerns at the end of the War of Independence, through
diplomacy. Türkiye, which saw the solution to the problem in the mutual relocation of Turkish Greeks and Greek
citizen Turks, approached the proposal from Greece positively in the Lausanne negotiations. In the Treaty of Lausanne
signed on January 30, 1923, it was decided that the Greeks in Turkey and the Turks in Greece would be exchanged.
According to the decision, hundreds of thousands of Turks and Greeks were exchanged between 1923 and 1933. The
rapid development of the exchange process and the fact that both countries had just emerged from the war and were in a
financially weak situation caused the exchangees to face serious difficulties during the transfer and resettlement
processes. During the Turkish-Greek exchange, one of the largest migration movements in history, many studies have
been conducted on the difficulties faced by both Turks and Greeks in matters of food, shelter and settlement after the
transfer. However, it cannot be said that these studies fully shed light on what happened during the exchange process.
With this study, which will be carried out specifically in Amasya Province, it is aimed to first reveal the difficulties that
Turkish exchanges faced during the exchange and settlement process, and to give a general idea about what happened
during the exchange process, based on the example of Amasya. During the study, research works as well as archive
documents were used.